Şanslı Köpek Lupo Dünya Turunda

Şanslı Köpek Lupo Dünya Turunda
Şanslı Köpek Lupo Dünya Turunda

Bizim köpeğimiz bir sokaktan öbürüne bile ancak gidebilirken Lupo 13 ülke gezdi. Peki bu nasıl oldu? Her şeyin cevabı aşağıdaki sayfalarda: Ben Fransız kaldım diyenler var mutlaka ve kesinlikle haklılar. Şöyle özetlemeliyim sanırım. Julie ve Timothee yanlarına köpekleri Lupo’yu da alarak Fransa’dan yola çıktı. Türkiye’deki ilk durakları bizim evimiz olmuştu. Bundan 11 ay önce karşılaşmıştık ve şimdi geri dönüş yolunda tekrar bize uğradılar. Onların yolda biriktirdiklerini de dinleme ve Julie’nin kaleminden çıkan çizimleri izleme olanağımız oldu.

Julie, Timothee ve Lupo 15 aydır seyahat ediyorlar. Şimdiye kadar 13 ülke, 14.000 km yol gittiler. Gittikleri her ülkeyi betimlemelerini istedim ve sonuçları da aşağıda paylaşacağım.

Bunlar başkahramanlarımız Julie, Timothee ve Lupo. Hazırsak hikayeyi anlatmaya başlayayım: 

Hikayemizin baş kahramanı Lupo. Lupo latince Lupus yani Kurt kelimesinden türetilmiş bir isim. Tarkan abimizin Kurt’undan zeki olmasın kendisi çok akıllı bir köpek. Yolun belli bir kısmını koşarak, kalan kısmını da Timothee’nin arkasındaki seleye oturarak geçiriyor. Memleketi Fransa’nın dışında 13 Ülke gezmiş bizim bildiğimiz kadarıyla. Biz ülkemizde kuyruğuna taş konmuş Fare gibi dönerken sen gezilmedik Ülke bırakmıyorsun. Sana kask çıkarıyoruz Lupo.

On bir ay öncesine bir dönüş yaparak Julie’nin çizimindeki robot resimlere bakıp iki sabıkalıyı bulalım. Mahpustan az önce çıkmışız, racon kesiyoruz. Tabii Euro’nun 4,70 olduğu zamanlardan bahsediyorum. Allah var güzel resim çiziyor bu kız.

Sonra bizden aldıkları gazla birlikte 2.237 km yol, 160 saatlik sürüşün ardından Gürcistan’a geçiyorlar. Euro’nun 3 Lari olduğu zamanlara tekabül ediyor, gerçi hala 3 Lari.

Yok, o kadar da hızlı gitmediler tabii. Geçerken Kapadokya bölgesine de pati bastılar. Turları boyunca en çok hayran kaldıkları bölge burasıydı, bir de Tacikistan’ın dağları.

Peri bacaları, Kızıl Vadi ve Aşk Vadisinin yanı sıra kişi başına 140 Euro uçma bedeli olan balonları da uzaktan izleme olanakları oluyor. 

Son durakları olan Kırgızistan’dan sonra dönüş yolculuğuna başlayıp tekrar Türkiye’ye dönüyorlar. Buradan da Kuzeye gidip Bulgaristan’dan çıkış yapacaklar Avrupa’nın Güneyinden girip Kuzeyinden çıkacaklar ve son olarak Fransa’ya dönecekler.

İzmir’e gelirken bu kez de güneyden sürüş yapıyorlar ve Adana’da Burcu, Mersin’de Nüzhet Hocaya selam veriyorlar. Julie’nin defteri çok enfes çizimlerle dolu ancak ileride bir kitap çıkarması olasılığını da göz önünde bulundurup “izin almış olmama rağmen” daha fazla çizimin fotoğrafını paylaşmıyorum.

Gelelim gezilen ülkelerden akıllarda kalanları sıralamaya;

Fransa‘dan Alpleri aşarak, Italya‘ya geçmişler. Haliyle çoğunlukla 
pizza yemişler.
Hırvatistan‘daki şelalelere bayılmışlar.
Karadağ‘daki Kotor sahilleri gözlerini kamaştırmış.
Arnavutluk‘ta Börek yediler tabii ki. İyi sağ salim oradan 
çıkabilmişler diyenler varsa sanılanın aksine Arnavutluk çok güvenli bir yer diyor Timothee. Burada sık sık gördükleri hindilere selam verip 
Yunanistan’a geçmişler.
Yunanistan‘da bol bol mandalina yiyerek C vitamini depoladıktan 
sonra Feribot’la Türkiye‘ye gelmişler. 
Türk insanını misafirperver buluyorlar. Yol boyunca yedikleri dürüm ve kebaplardan aldıkları enerjiyle Gürcistan’a ulaşıyorlar.
Gürcistan‘da her ne kadar yılanı bol olsa da Vashlovani’yi seviyorlar 
ve Khachapuri (Görele pidesine benzettim) yiyorlar.
Azerbaycan‘da çamur volkanlar hoşlarına gidiyor ve yol boyunca 
insanlar hep nar veriyor.
Kazakistan‘da çölü ve çölde gezen develeri seviyorlar, bolca mantı 
yiyorlar.
Özbekistan‘da Hive şehrine gidiyorlar ve buranın masalsı güzelliğine hayran oluyorlar. Tabii ki Özbek pilavı da yemeden geçmiyorlar.
Tacikistan‘ın dağlarına büyülenmiş bir şekilde bakarken, marmotların (büyük dağ sıçanı) birbirine ıslık çalıp saklanması onları çok şaşırtmış. Lupo da marmotları çok sevmiş ve onları kovalamış. O kadar çok 
marmot görmüşler ki bir süre sonra pek yadırgamamaya başlamışlar.
Kırgızistan‘da atlara biniyorlar ve yurtlar (çadır ev) çok ilgilerini 
çekiyor. Bir başka ilgilerini çeken şey de Kırgızların giydiği Ak Kalpak.

Dönüş yolunda bu ülkelerden farklı olarak Ermenistan‘a da 
uğruyorlar. Ermenistan’da Tatev Manastırı ve Ağrı dağının heybetli 
manzarasını izliyorlar.

Lupo’yla gezmek zor olmuyor mu diye sorduğumda Julie “yanımızda ekstradan bir kişi varmış gibi yiyecek taşımamız gerekiyor. bunun haricinde bizim için hiçbir zorluğu yok” diyor.

Yaşadıkları en kötü tecrübeyi sorduğumda akıllarına pek fazla kötü anı gelmiyor. Hırvatistan’da karda kaldıkları zamanı unutamıyorlar. Bir de Özbekistan’da 40 yıl içinde insan eliyle kurutulan ve günümüzde sadece %10’u kalan Aral gölünün kenarında yaptıkları kamp akıllarından çıkmıyor. Göl kenarında sayısız sivrisinek istilasına uğrayınca Julie ve Timothee 30 derece sıcakta yağmurluklarını giyiyorlar. Lupo’da kumu kazıp kendini kuma gömüyor.

Sizin gibi bir tur yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz diye sorduğumda verdikleri cevap:

“Göründüğü kadar zor değil, korkmayın. Acele etmeyin, gezmenin tadını çıkarın. Kesinlikle bir köpekle gezmenizi tavsiye ederiz” diyorlar. Tabii bunun için köpeğinizin Lupo gibi eğitimli olmasının gerekli olduğunu ve yola fırlamaması gerektiğini savunuyorum.

Onları İzmir – Edirne arasındaki güzergahlarında misafir etmek isteyenler de Julie’ye ya da Timothee’yeFacebook sayfası üzerinden ulaşabilirler.

Merak ettikleriniz olursa misafirlerimize sorup cevaplarını sayfamızda güncelleyebiliriz.

Uzunca bir makale oldu, umarım çok can sıkıcı olmamıştır.

Sevgiler

Youtube
İnstagram'da bizi takip edin |   @bisikletname
    YUKARI